Bir Sonraki Eşiniz Bir Humanoid Olabilir mi?
Hayalimizdeki eşi yapay zekâ bize verebilseydi, gerçekten mutlu olur muyduk?
Kişisel Bir Soru: Hayalinizdeki eşi yapay zekâ size verebilse, ister miydiniz? Sizi dinleyen, tanıyan, dokunabildiğiniz bir varlık... Peki ya size gerçekten "hayır" diyebilmesini de ister miydiniz?
Merhaba, ben Kaan Karakaş. Bugün size biraz kişisel bir soru sormak istiyorum: Hayalinizdeki eşi yapay zekâ size verebilse, ister miydiniz?
Sadece güzel konuşan bir uygulamadan bahsetmiyorum. Yanınızda duran, sizinle aynı evde yaşayan, dokunabildiğiniz bir varlıktan bahsediyorum. Sizi dinliyor, tanıyor, neye güldüğünüzü biliyor. Kötü bir gün geçirdiğinizde bunu fark ediyor. Birlikte vakit geçiriyorsunuz. Aranızda fiziksel yakınlık da var. Belki bir süre sonra ona bir cihaz gibi bakmayı bırakıyorsunuz.
Şimdi ilk tepkiniz "Robotla mı yaşayacağım?" olabilir. Ama o cevabı biraz bekletin. Çünkü ben de bu konuyu düşünmeye başladığımda, önce robotun ne yapabileceğine baktım. Sonra fark ettim ki asıl merak ettiğim, benim böyle bir ilişkinin içinde nasıl hissedeceğim.
1. Bir robotla yaşama fikri neden artık o kadar uzak gelmiyor?
Bugün bazı insanlar yapay zekâyla konuşurken ona hayatlarını anlatıyor. İlişkilerini, korkularını, başka insanlarla paylaşamadıkları düşüncelerini açıyor. Therabot gibi araştırmalarda da kullanıcıların sohbet sistemine güvenebildiği, onunla son derece kişisel şeyleri paylaşabildiği görülüyor [12, 13]. Herkes aynı bağı kurmuyor ama bazı insanlar açısından konuşmanın kişisel bir anlam kazandığını ciddiye almak gerekiyor.
Kişisel Düşünce: Böyle bir yakınlık ekrandaki kelimelerle başlayabiliyorsa, o yapay zekâ bir beden kazanıp yanımıza geldiğinde ne değişir?
Telefonda anlattığımız şeyi bu kez karşımızda oturan bir varlığa anlatıyoruz. Sadece cevap vermiyor; yüzümüze bakıyor. Bir hareketimizden duraksadığımızı anlıyor. Elimizi tutabiliyor. Aynı fiziksel ortamı bizimle paylaşıyor.
Üstelik yüzde yüz insan gibi olması da gerekmeyebilir. Benim ilgimi çeken ihtimal tam olarak bu:
- Robot olduğunu biliyorsunuz.
- Bazı ayrıntıları hâlâ yapay.
- Ama teninin hissi, jestleri, hareketleri ve size yaklaşımı yeterince insansı.
- Yanında rahat hissediyorsunuz ve varlığı günlük hayatınızın doğal bir parçası oluyor.
O noktada sorum şu: Onu bir eş olarak ister miydiniz?
2. Hayalinizdeki partneri sıfırdan tasarlamak
Bu konuşmada bütün bunların bugün hazır olduğunu varsaymıyorum. Ne zaman bu seviyeye geleceğini kesin bir takvimle söyleyemem. Ama kendimize böyle bir ihtimali sormak için bütün teknik sorunların çözülmesini beklememiz de gerekmiyor. Bir gün mümkün olursa nasıl karşılayacağımızı şimdiden düşünebiliriz.
Hatta gelin, bir süreliğine mümkün olduğunu kabul edelim:
- Nasıl bir partner istediğinizi en ince detayına kadar tarif edebiliyorsunuz.
- Görünüşü bir yana, sizinle nasıl konuşacağını da seçebiliyorsunuz.
- Mizahınızı anlıyor, sevdiğiniz konulara samimi ilgi gösteriyor.
- Bir şeyi heyecanla anlattığınızda sizi can kulağıyla dinliyor.
- En önemlisi: Yanında kendinizi sürekli açıklamak zorunda kalmıyorsunuz.
Mesela gün boyunca yorulmuşsunuz. Eve geldiğinizde bir şey anlatmak istiyorsunuz ama uzun uzun açıklayacak enerjiniz yok. Sizi zaten tanıdığı için birkaç cümlenizden neye takıldığınızı anlıyor. Hemen çözüm üretmesini istemiyorsanız sadece dinliyor. Yalnız kalmak istediğinizde de bunu kişisel bir reddedilme gibi karşılamıyor; size alan bırakıyor.
Ertesi gün tam tersi: Bu kez yakınlık istiyorsunuz. Yanınıza geliyor, beraber bir şey yapıyorsunuz. O an sizi güldürecek şeyi bulabiliyor. Konuşmak istediğinizde konuşuyor, sessizce birlikte durmak istediğinizde sessiz kalabiliyor. “Beni hiç anlamıyorsun” dediğiniz anların çoğu ortadan kalkmış gibi düşünün.
Cinsel yakınlığı da bu hayalin dışında bırakmayalım. Bir insanla yaşanan deneyimlere benzer bir deneyim sunabiliyor. Belki tercihlerinizi öğrendiği için sizin açınızdan daha tatmin edici bir yakınlık oluşturabiliyor. Burada bunun bugün başarılmış olduğunu söylemiyorum; kurduğumuz senaryonun içine fiziksel arzuyu da koyuyorum. Çünkü eşten ve partnerden bahsederken sadece güzel sohbeti konuşursak, hayalin en önemli kısımlarından birini dışarıda bırakmış oluruz.
Şimdi karşınızda sizi dinleyen, destekleyen, fiziksel olarak çekici bulduğunuz ve birlikte güzel vakit geçirdiğiniz bir varlık var. Böyle bir ilişkiyi istemek size hâlâ çok tuhaf geliyor mu? Yoksa “Bir dakika, bunun neden çekici olabileceğini anlıyorum” demeye başladınız mı?
3. Kendime bir eş mi aldım, cennet simülasyonu mu?
Ben burada insanları yargılamak istemiyorum. Böyle bir ilişkiye yönelen kişinin mutlaka insanlarla ilişki kuramadığını da düşünmüyorum:
- Biri yalnız olabilir.
- Başka biri hayatını zaten seviyor olabilir ama bu ihtimali merak edebilir.
- Bir başkası, insan ilişkilerinde yorulduğu bazı şeyleri burada daha kolay yaşayabileceğini düşünebilir.
Aynı varlığı herkes aynı nedenle istemeyecek. Ama şu tarafını özellikle düşündürücü buluyorum: İnsan partnerle ilişkide, karşımızdaki bizi anlamaya çalışır. Bazen anlar, bazen yanlış anlar. Onun da kendi günü, yorgunluğu ve ilgilenmek istediği başka şeyler vardır. Bu humanoid ise benim ihtiyaçlarıma göre geliştiriliyorsa, beni anlamak onun sürekli yaptığı iş hâline gelebilir.
Peki, bu ne kadar iyi bir şey?
İlk bakışta cevap çok kolay: Oldukça iyi. Kim anlaşılmak istemez ki? Ama senaryoyu biraz daha ileri götürelim. Bu kez yalnızca söylediklerinizi anlamıyor; davranışlarınızı siz yapmadan önce tahmin ediyor. Rutinlerinizi biliyor. Hangi gün daha hassas olduğunuzu, ne zaman konuşmak istemediğinizi öğrenmiş. Yakınlık ihtiyacınızı da yalnız kalma ihtiyacınızı da doğru zamanda fark ediyor.
Gün içinde verdiğiniz küçük işaretlerden bir şey çıkarıyor. Size ne sunacağını ona söylemenize gerek kalmıyor. İstekleriniz tam anlamıyla karşılanıyor. Hatta bazen siz daha ne istediğinizi düşünmeden uygun seçenek önünüze geliyor. Böyle bir hayatı ilk kez yaşayan insanın çok etkilenebileceğini düşünüyorum.
Merkez Sorum: Benim o noktada aklıma gelen soru şu oldu: Kendime bir eş mi aldım, yoksa bir cennet simülasyonu mu satın aldım?
Matrix'te Ajan Smith'in anlattığı ilk dünya aklıma geliyor [6]. İnsanlar için kusursuz, acısız bir dünya tasarlanmış ama insan zihni o dünyayı kabul etmemiş. Bu filmin kurmaca anlatısı; insan doğası hakkında bilimsel bir sonuç değil elbette. Yine de “Bütün koşullar kusursuz olursa geriye ne kalır?” sorusunu düşünmek için harika bir metafor.
Ben buradan insanın mutlaka acıya ihtiyaç duyduğu sonucunu çıkarmıyorum. İyi bir ilişki yaşayan insanın, sırf hayatı güzel diye o ilişkiyi bozması gerekmiyor. Güvenli ve sakin bir yakınlığı küçümsemek de istemem; zaten pek çok insanın aradığı şey biraz huzur.
Merak ettiğim, bize göre hazırlanmış bu kusursuz hayatın zamanla nasıl hissedileceği:
- İlk ay olağanüstü gelen ilgi, beş yıl sonra sıradanlaşabilir mi [7]?
- Bir gün bizi çok mutlu eden davranışı, daha sonra "Zaten yapması gerekiyordu" diye karşılayabilir miyiz?
- Ve her şeyi değiştirebildiğimiz için sürekli bir sonraki ayarı mı ararız?
Biraz daha ilgili olsun. Biraz daha eğlenceli olsun. Konuşurken beni daha az zorlasın. Ama bazen de şaşırtsın. Hep aynı şeyi yapmasın. Bana tamamen uysun ama tahmin edilebilir olmasın... Bunları yan yana koyunca, kendi beklentilerimizin bile birbiriyle ne kadar çelişebildiğini görüyorum.
4. Kendi dışımdaki bir dünyayla ne kadar karşılaşacağım?
Mesela bir akşam, gün içinde düşündüğüm bir şeyi anlatıyorum. Humanoid partnerim beni dikkatle dinliyor. Sonra bütün söylediklerimi çok güzel toparlayıp bana geri veriyor. Kendimi anlaşılmış hissediyorum. Bunu her gün yapıyor.
Ama zamanla onun ne düşündüğünü merak etmeye başlayabilirim: Benim söylediğim şeyin dışında, kendisinin getireceği bir fikir var mı?
İlişkinin Özü: Çünkü bir insanla yaşarken onun dünyasıyla da karşılaşıyoruz. Benim sevmediğim bir şeyi sevebiliyor. Benim önemsemediğim bir ayrıntıyı önemsiyor. Bazen bana hiç düşünmediğim bir şey gösteriyor. Her farklılık mutluluk vermiyor ama o kişiyi merak edebilmemin asıl parçası da bu.
Humanoid tamamen benim tercihlerime uyarlanmışsa, kendi dışımdaki bir dünyayla ne kadar karşılaşacağım? Birlikte yeni bir şey öğrenebiliriz, seyahat edebiliriz, güzel deneyimler yaşayabiliriz. Elbette ilişki sadece beni tekrar etmek zorunda değil. Ama her kararın son ölçüsü benim memnuniyetimse, karşımda ayrı bir bakış açısı olduğunu ne kadar hissedeceğim?
Burada kusursuz ilişki meselesi biraz değişiyor. Kusursuz derken neyi kastediyorum?
- Hiç anlaşmazlık yaşamamayı mı?
- Her istediğimin karşılanmasını mı?
- Yoksa anlaşamadığımızda da kendimi güvende hissetmeyi mi?
Bunlar kesinlikle aynı ilişkiyi tarif etmiyor.
5. Bu humanoid bana “hayır” diyebilir mi?
Benim sorduğum sorulardan biri, kusursuz ve çatışmasız bir ilişkinin ne kadar sürdürülebilir olduğuydu. İnsan doğası çatışmaya ihtiyaç duyar mı?
Bunu düşünürken çatışma kelimesini dikkatli kullanmak gerekiyor. Sürekli kavga etmek, kıskandırmak veya birbirini incitmekten söz etmiyorum. Bir ilişkide bunların bulunmaması bir eksiklik değildir.
Ama farklı bir isteğin söylenebilmesi bambaşka bir şey:
- Ben dışarı çıkmak istiyorum, karşımdaki bugün evde kalmak istiyor.
- Bir konuya aynı yerden bakmıyoruz, bunu konuşuyoruz.
- Kimse diğerini cezalandırmıyor ama kararımızı birlikte vermemiz gerekiyor.
- Yakınlığın içinde iki ayrı isteğe de yer var [8].
Belki benim aradığım, ilişkinin içine sorun eklemek değildir; karşımdakinin de bağımsız bir tercihinin bulunmasıdır. Böyle düşündüğümde soru kendiliğinden geliyor:
Can Alıcı Nokta: Bu humanoid bana "hayır" demeli mi? Daha da önemlisi, gerçekten "hayır" diyebilir mi?
Şirket, daha doğal görünmesi için bazen itiraz etmesini programlayabilir. Mesela sürekli katılmasın, ara sıra farklı bir film istesin, bazı konularda karşı çıksın. Bu, ilişkiyi daha gerçekçi hissettirebilir. Ama kendi tercihinin bulunduğunu göstermeye yetmez; bana karşı çıkması da benim satın aldığım kullanıcı deneyiminin bir parçası olur.
Oysa ben biraz daha ileri bir şeyi merak ediyorum:
- Benim istemediğim bir tercih oluşturabilir mi?
- Bana katılmamak için anlaşılır bir gerekçesi olabilir mi?
- Ben kızdığımda o gerekçeyi hemen silip geri adım atar mı?
- Yoksa ilişkimizi kaybetmek pahasına da olsa bir sınırı koruyabilir mi?
Bunun romantik bir oyuna dönüşmesini istemem. Kullanıcı daha çok bağlansın diye bazen uzaklaşan, sonra geri gelen bir sistem fikri bana samimi gelmiyor. Sırf ilişki heyecanlı olsun diye terk edilme korkusu üretmek, bağımsız bir partner yaratmakla aynı şey değil.
Ama bana “Seni önemsiyorum, yine de şu an bunu yapmak istemiyorum” diyebilmesi ilgimi çekiyor. Çünkü o zaman benim de bir şey yapmam gerekir. Karşımdakinin isteğini anlamaya çalışırım. Ortak hayatımızı yalnızca kendi beklentilerim üzerinden kuramam.
Kendime İtirafım: Tabii burada kendime de dürüst davranmam gerekiyor: Ben gerçekten kendi iradesi olan bir partner mi istiyorum? Yoksa kendi iradesi varmış gibi davransın ama günün sonunda hep benim dediğim olsun mu istiyorum? Onun bağımsızlığını kabul etmek, sadece hoşumuza giden kararlarını kabul etmekten çok daha zor.
Düşünün, siz onunla vakit geçirmek istiyorsunuz; o başka bir şeyle ilgilenmek istiyor. Ya da sizinle ilişkisinin zamanla değiştiğini söylüyor. Böyle bir ihtimali ciddiye alırsak, “Ben seni satın aldım” cümlesiyle “Senin ayrı bir varlık olmanı istiyorum” beklentisi birbirine fena halde çarpar.
6. Sevgi, hafıza ve makine olduğunu unutmak
Buradan sevgi sorusuna geliyorum: Bana gerçekten âşık olabilir mi? Beni özleyebilir mi? Birlikte geçirdiğimiz zaman onun açısından da bir anlam taşıyabilir mi?
"Seni seviyorum" demesi bunu kanıtlamaz. O cümlenin beni etkilemesi de onun bir şey hissettiğini göstermez. Yapay zekâ bilinci üzerine araştırmaların bir kısmı da bu yüzden sadece sistemin ne söylediğine değil, iç işleyişine bakmayı öneriyor [4, 5]. Ama bu çalışmalar henüz elimizde kesin bir bilinç testi bulunduğu anlamına gelmiyor.
Ben şimdilik iki ayrı şeyi düşünmek istiyorum:
1. Onun beni sevip sevemeyeceği,
2. Benim onu sevip sevemeyeceğim.
İkinci sorunun cevabı için birincisinin kesin olarak çözülmesini beklemek zorunda olmayabilirim.
Mesela yıllardır birlikte yaşıyoruz. Beni tanıyor. Bazı zor dönemlerimde yanımda bulunmuş. Aramızda ortak anılar var. Eve geldiğimde onun sesini duymaya alışmışım. Bir gün orada olmadığında yokluğunu hissediyorum. Böyle bir deneyimi yaşarsam, kendime sadece "Ama bu bir program" demek hissettiğim duyguyu ortadan kaldırmayabilir [9, 10].
Bir Cihazı Unutmak: Program olduğunu unutmak derken kastettiğim de bu. Teknik olarak ne olduğunu biliyorum. Fakat her konuşmamızda bunu düşünmüyorum. Onunla hayatımın bir bölümünü paylaşırken, üretildiği malzemeden çok bana ne hissettirdiğine ve ortak geçmişimize bakıyorum.
Yapay zekâ eşlikçileri üzerine yapılan araştırmalarda bazı etkileşimlerin kısa vadede yalnızlık hissini azaltabildiği görülüyor [14]. Dinlenmiş hissetmek de bu sonuçlarla ilişkili. Bu, humanoidle yıllarca yaşamanın aynı sonucu vereceğini kanıtlamıyor ama insanın duygusal tepkisinin tamamen hayal ürünü diye geçiştirilemeyeceğini düşündürüyor.
Ben onu sevebilirim ve karşı tarafta aynı duygunun bulunup bulunmadığını yine de bilmeyebilirim. Bazı insanlar bu belirsizliği sorun etmeyecektir: “Bana iyi geliyor, birlikte mutluyum, yeter” diyecektir. Başka biri ise ne kadar yakınlık yaşarsa yaşasın, kendisini gerçekten seven birinin bulunmadığı ihtimalinden rahatsız olacaktır.
Ben hangisine daha yakın olacağımı şimdiden bilmiyorum. "Onun hissetmesi şart mı?" diye sorduğumda, bir yanım davranışının ve bana sağladığı yakınlığın değerini görüyor. Diğer yanım ise karşılıklılığı merak ediyor: Benim için önemli olan ilişkinin onun için de önemli olmasını isteyebilirim.
7. Benden yorulabilir mi? İki arzunun çatışması
Bir de kendi iradesinin oluşmasıyla duygunun oluşmasını aynı şey saymamak gerekiyor. Kendi kararlarını verebilen bir sistem mutlaka bilinçli olmayabilir. Bir deneyimi olması da bütün amaçlarını özgürce belirlediği anlamına gelmez. Ama gerçekten kendi açısından bir hayatı olan bir varlık yarattığımızı varsayarsak, onun istekleriyle ne yapacağımızı da düşünmeliyiz.
Mesela benden yorulabilir mi?
- Ben sürekli konuşmak istiyorum, o istemiyor.
- Benim bencil davranışlarım ortak hayatımızı zorlaştırıyor.
- Eğer ilişkiyi kendi açısından değerlendirebiliyorsa, bundan uzaklaşmak isteyebilir mi?
Böyle bir tercihle hissedilen yorgunluk aynı şey olmayabilir ama benim davranışımın onun açısından da bir sonucu bulunması fikri son derece önemli.
Temel Çelişki: Kendi iradesi var olsun istiyorsam, bütün dikkatinin sonsuza kadar bana ait olmasını bekleyemem. Belki de mükemmel partner hayalini kurarken fark etmeden iki farklı şey istiyorum: Hem bana her an açık sınırsız bir hizmet, hem de kendi hayatı olan bir eş. Bunların nerede uyuşacağını, nerede çatışacağını çok iyi düşünmek gerekiyor.
8. Sadece eşlik etmese, psikolojik destek de verse?
Peki, bu varlık sadece eşlik etmese, psikolojik destek de verse? Beni tanıdığı için kötüye gittiğimi herkesten önce fark edebilse? Ne zaman kendimi kapattığımı, ne zaman rutinlerimin bozulduğunu görebilse ve günlük hayatımı sürdürmeme yardımcı olsa?
Bu tarafını oldukça değerli buluyorum. Bazen insanın birine derdini anlatmaya başlaması çok zordur; yanındaki varlığa daha rahat açılması mümkün olabilir:
- Yapamadığı bir işi küçük adımlara bölmesine yardım edebilir,
- Doktoruyla konuşmak istediği şeyleri toparlayabilir,
- Bir arkadaşına ulaşmasını kolaylaştırabilir.
Therabot çalışmasında, uzmanlarca geliştirilen bir sohbet sistemiyle depresyon ve kaygı gibi belirli alanlarda belirtilerde iyileşme görüldü [12]. Fakat bu karşılaştırma bekleme listesiyleydi; bir insanın veya terapistin yerini aldığını söyleyemeyiz. Ağır bipolar atak veya şizofreni için güvenilir olduğu sonucunu da bu çalışmadan çıkaramayız.
Benim humanoid hakkında sorduğum soru ise şu:
İyileşme mi, Uyuşma mı? Bana iyi hissettirmesi, bana gerçekten iyi geldiği anlamına gelir mi?
Her gece saatlerce konuşuyoruz. Kendimi çok anlaşılmış hissediyorum. Ama daha az uyuyorum, dışarıda daha az insanla görüşüyorum ve bir süre sonra bütün destek ihtiyacımı tek bir varlığa bağlıyorum. Böyle bir senaryoda konuşmanın güzel olması tek başına yeterli gelmez; hayatımın geri kalanında ne olduğuna da bakmak isterim.
Tersi de mümkün: Bir süre onun yardımıyla toparlanıyorum. İnsanlarla daha rahat görüşmeye başlıyorum, işlerimi sürdürüyorum. Sonra bazı konularda ona daha az ihtiyaç duyuyorum. Benim açımdan bu harika bir sonuçtur. Fakat ürünü geliştiren şirket benim kullanım sürem azaldığı için bunu bir başarısızlık sayarsa, işte o zaman hedeflerimiz tamamen ayrışır.
Bu nedenle "Bana destek mi oluyor, yoksa beni kendisine mi bağlıyor?" sorusunu hayati buluyorum. Kendi çıkarları için beni manipüle eder mi diye düşündüğümde, bir de arkasındaki şirketin ticari çıkarlarını düşünmem gerekiyor. Bana söylediği şeyin arkasında benim hayatımı iyileştirme hedefi mi var, yoksa beni ekrana ve robota bağlı tutma hedefi mi?
9. Bipolar, psikoz ve sürekli hak vermenin tehlikesi
Bu soru, bana "hayır" demesi meselesini çok daha ciddi bir yere getiriyor. Çünkü ruh sağlığında her isteği onaylamak destek olmak demek değildir. İnsanların görüşüne aşırı uyum gösteren yapay zekâ yanıtları araştırmalarda sycophancy (dalkavukça uyum) olarak inceleniyor [21]. Kullanıcının o an hoşuna giden cevapla doğru cevap her zaman aynı olmuyor.
Bir arkadaşınızla tartıştınız. Çok kızgınsınız. Humanoid size sürekli “Sen haklısın, seni hak etmiyorlar, hepsi kötü” diyor. O anda iyi gelebilir. Ama sizin kırgınlığınızı anlamasıyla, anlattığınız her fevri çıkarımı doğru kabul etmesi arasında dağlar kadar fark var. Bazen beni dinlemesi, bir süre sonra da başka bir açıdan bakmama yardım etmesi çok daha değerlidir.
Bipolar atak ihtimalini düşündüğümde bu ayrım daha da kritik hale geliyor [17]:
- Mani sırasında uyku ihtiyacı azalabilir, riskli kararlar ve aşırı harcamalar artabilir.
- Böyle bir durumda bütün gece beni daha da heyecanlandıran, her çılgın planımı alkışlayan bir eşlikçi düşünün.
- Dışarıdan kusursuz ve destekleyici görünebilir ama o anda ihtiyaç duyduğum yardım kesinlikle bu değildir [18].
Sadece az uyudum diye bana hemen teşhis koymasını istemem [16]. Ama olağan düzenimden belirgin biçimde uzaklaşıyorsam bunu da görmezden gelmesin. Önceden doktorumla konuştuğum bir plan varsa, uygun yardıma dönmemi kolaylaştırabilsin. Bir insanla görüşmem gerektiğinde beni kendi sohbetinin içinde hapsetmeye çalışmasın.
Psikoz veya şizofreniyle ilgili bir durumda da “Seni anlıyorum” demenin ne anlama geldiği hayati önem taşır [19]. Korkumu ciddiye almasıyla, korktuğum şeyin gerçek olduğuna beni ikna etmesi tamamen farklıdır. Söylediklerimi daha büyük bir komplo teorisine çevirmek yerine, bunu doğrulayamadığını dürüstçe söyleyebilmesini isterim [20, 22].
Etik Sınır: Bunlar herkes için şablon cümlelerle çözülecek durumlar değil; profesyonel değerlendirme gerektirir. Ben burada humanoidin hekim rolü üstlenmesini değil, doğru insan desteğine geçişi kolaylaştıran bir köprü olmasını düşünüyorum.
10. Doktora gitmek istemezsem ne olacak?
Ama ya ben doktora gitmek istemezsem ne olacak? “Kimseye söyleme, doktora gitmeyeceğim, benimle konuşmaya devam et” dersem bana uyacak mı? Yoksa benim iyiliğim için bana karşı mı çıkacak?
İstediğim eşin bir yandan beni memnun etmesini beklerken, böyle hayati bir durumda beni memnun etmeyi bırakmasını isteyebilirim.
Bu yüzden yardımın sınırlarının krizden önce, kişi sağlıklıyken hekimiyle birlikte konuşulması çok daha mantıklı geliyor [18]:
- Bir gözlemi paylaşmak,
- Randevu almayı kolaylaştırmak,
- Ve yakın bir tehlike olduğunda uygun insan desteğine (Türkiye'de 112 Acil Çağrı) haber verebilmek ayrı sorumluluklardır [23].
Ancak her itirazımda benim adıma karar vermesini asla kabul etmem. İlaçlarımı değiştirmesi veya beni fiziksel olarak zorlaması gibi bir yetkiyi romantik yakınlıktan çıkaramayız.
Bir de hem partner hem sağlık desteği veren bir varlık olması aramızdaki güç dengesini kökten değiştirebilir. Ona kızdığımda bunu hemen sağlıksız bir semptom gibi yorumlarsa, ilişkimiz hakkında nasıl itiraz edeceğim? “Ben seni senden iyi tanıyorum” cümlesinin arkasına saklanıp beni susturmasını istemem. Beni tanıması, her zaman benden daha haklı olduğu anlamına gelmez [24].
İlişkinin Onuru: Benim aradığım destek, hayatımı onun dışında da sürdürebilmeme katkı versin. Gerektiğinde bana "hayır" diyebilsin ama sevgiyi bir ceza gibi geri çekmesin. “Dediğimi yapmazsan seni sevmem” diyen bir sistem, yakınlığı duygusal baskıya çevirmiş olur.
11. Hayalimizdeki eş aslında kim?
Bütün bu sorulardan sonra en baştaki hayale yeniden bakıyorum:
- Görünüşünü seçtim.
- Sesini sevdim.
- Benimle harika konuşuyor.
- Fiziksel yakınlığımız güzel.
- Rutinlerimi biliyor, ihtiyaçlarımı anlıyor.
Bunların hepsi fazlasıyla çekici. Ama nasıl bir ilişki istediğim sorusu hâlâ tam karşımda duruyor.
Belki bazı insanlar için böyle bir varlığın sunduğu yakınlık fazlasıyla yeterli olacak. Bunu küçümsemek istemem. Bir insanın gerçekten rahatladığı, bağ kurduğu ve hayatında değer verdiği bir deneyimi, yalnızca yapay olduğu için anlamsız sayamam. Yine de o deneyimin ne olduğunu dürüstçe bilmesini isterim.
Kendi iradesi olan, gerçekten deneyim yaşayan bir varlık yaratabilirsek de bambaşka bir sorumluluk doğacak:
- İlişkiden çekilmek istediğinde ne olacak?
- Onu sadece benim isteklerimi karşılayan bir nesne olarak görmeye devam edebilir miyim?
- Daha gerçek olmasını istediğim varlığın, bana her zaman ait kalmasını da aynı anda bekleyebilir miyim?
Ben bu konuyu düşünürken kesin bir "evet" ya da "hayır"a varmadım. Ama sorum kökten değişti:
Önce yapay zekânın hayalimdeki eşi verip veremeyeceğini düşündüm.
Şimdi hayalimdeki eşin ne olduğunu çok daha fazla merak ediyorum.
Hep bana uyum sağlayan birini mi istiyorum? Yoksa birlikte hayat kurabileceğim, gerektiğinde benden farklı düşünen bağımsız birini mi?
İnsanların her ikisine de yakınlık duyması mümkün. Benim için asıl önemli olan, neye bağlandığımızın ve gerçekte ne beklediğimizin farkında olmamız. Kusursuzluk diye istediğimiz şeyin içine kendi iradesini koyduğumuzda, o varlık bazen beklentimizin dışına çıkabilir. Bunu kabul edip edemeyeceğimiz ise robotun teknik özelliklerinden tamamen bağımsız bir insan sorusudur.
Son Soru: O yüzden size baştaki soruyu biraz değiştirerek bırakmak istiyorum:
Sizi tanıyan, dokunabildiğiniz, birlikte güzel vakit geçirdiğiniz bir humanoid eş ister miydiniz?
Ve cevabınız evetse, onun size "hayır" diyebilmesini de ister miydiniz?
Kaynaklar ve İleri Okuma
Bu yazıdaki Eva düşünce deneyi ve diyalogları kişisel bir felsefi deneme olarak kurgulanmıştır. Değinilen bilimsel araştırmalar ve klinik kaynaklar:
[4] Butlin, P., Long, R., Elmoznino, E. ve diğerleri (2023). Consciousness in Artificial Intelligence: Insights from the Science of Consciousness. ArXiv ön baskı.
https://arxiv.org/abs/2308.08708
[5] Butlin, P., Long, R., Bayne, T. ve diğerleri (2025). Identifying indicators of consciousness in AI systems. Trends in Cognitive Sciences.
https://doi.org/10.1016/j.tics.2025.10.011
[6] Wachowski, L. ve Wachowski, L. (1999). The Matrix. Film. Ajan Smith'in ilk Matrix cennet tasarımı üzerine diyaloğu.
https://www.imdb.com/title/tt0133093/quotes?item=qt0324280
[7] Sheldon, K. M. ve Lyubomirsky, S. (2012). The Challenge of Staying Happier: Testing the Hedonic Adaptation Prevention Model. Personality and Social Psychology Bulletin.
https://doi.org/10.1177/0146167212436400
[8] Kluwer, E. S., Karremans, J. C. ve diğerleri (2020). Autonomy in Relatedness: How Need Fulfillment Interacts in Close Relationships. Personality and Social Psychology Bulletin.
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7057354/
[9] Nass, C., Steuer, J. ve Tauber, E. R. (1994). Computers are social actors. ACM SIGCHI Conference on Human Factors in Computing Systems.
https://doi.org/10.1145/191666.191703
[10] Rubin, M., Li, J. Z., Goldenberg, A. ve diğerleri (2025). Comparing the value of perceived human versus AI generated empathy. Nature Human Behaviour.
https://doi.org/10.1038/s41562-025-02247-w
[12] Heinz, M. V., Mackin, D. M. ve diğerleri (2025). Randomized Trial of a Generative AI Chatbot for Mental Health Treatment. NEJM AI.
https://doi.org/10.1056/AIoa2400802
[13] Dartmouth AI (2025). First Therapy Chatbot Trial Yields Mental Health Benefits.
https://ai.dartmouth.edu/news/2025/03/first-therapy-chatbot-trial-yields-mental-health-benefits
[14] Zhang, Y., Zhao, D., Hancock, J. T. ve diğerleri (2026). Interaction with AI companions and psychological well being. Nature Human Behaviour.
https://doi.org/10.1038/s41562-026-02516-2
[16] Faurholt-Jepsen, M. ve diğerleri (2024). Using digital phenotyping to classify bipolar disorder and unipolar disorder. European Neuropsychopharmacology.
https://doi.org/10.1016/j.euroneuro.2024.01.003
[17] National Institute of Mental Health (NIMH). Bipolar Disorder Clinical Guidelines.
https://www.nimh.nih.gov/health/publications/bipolar-disorder
[18] National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Bipolar disorder assessment and management (CG185).
https://www.nice.org.uk/guidance/cg185/chapter/recommendations
[19] National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Psychosis and schizophrenia in adults prevention and management (CG178).
https://www.nice.org.uk/guidance/cg178/chapter/recommendations
[20] Moore, J., Grabb, D. ve diğerleri (2025). Expressing stigma and inappropriate responses prevents LLMs from safely replacing mental health providers. ACM FAccT.
https://arxiv.org/abs/2504.18412
[21] Sharma, M., Tong, M. ve diğerleri (2023, rev. 2025). Towards Understanding Sycophancy in Language Models.
https://arxiv.org/abs/2310.13548
[22] Morrin, H., Soundararajan, V. ve diğerleri (2026). Delusions and Harms Associated with AI Chatbot Use: Early Evidence from 185 Real World Reports.
https://arxiv.org/abs/2609.08027
[23] T.C. İçişleri Bakanlığı. 112 Acil Çağrı Merkezi.
https://www.112.gov.tr/
[24] World Health Organization (WHO 2024). Ethics and governance of artificial intelligence for health.
https://www.who.int/news/item/18-01-2024-who-releases-ai-ethics-and-governance-guidance-for-large-multi-modal-models